Çok eski zamanlarda, ticaret yollarının kesiştiği Medyen adında zengin bir şehir vardı. Bu şehrin insanları alışverişi çok severdi ama kötü bir huyları vardı: Tartı ve ölçüde hile yapıyorlardı! Malı satarken terazinin ayarıyla oynuyor, insanları kandırıp haksız kazanç elde ediyorlardı.
Allah, bu toplumu uyarması için onlara Hz. Şuayb'ı peygamber olarak gönderdi. Hz. Şuayb, çok güzel ve etkileyici konuştuğu için ona "Peygamberlerin Hatibi" denirdi. Meydanlara çıkıp halkına şöyle seslendi:
"Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların hakkını yemeyin, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın!"
Ancak Medyenliler, parayı ve hileyi o kadar çok seviyorlardı ki Hz. Şuayb'ı dinlemediler. Hatta onun kıldığı namazla bile alay ettiler. "Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı şeyleri terk etmemizi sana namazın mı emrediyor?" diyerek dalga geçtiler. Hz. Şuayb'ı zayıf görüp tehdit ettiler, "Eğer kabilen (ailen) olmasaydı seni taşlayarak öldürürdük" dediler.
Hz. Şuayb korkmadı. "Ben sadece gücümün yettiği kadar ortamı düzeltmek istiyorum," dedi ve davasından vazgeçmedi. Sonunda, tüm uyarılara kulak tıkayan bu hilekâr halk korkunç bir sesle sarsıldı ve yok oldu. Hz. Şuayb ve ona inanan dürüst insanlar ise Allah'ın yardımıyla kurtuldular.
Bu hikâyeden ne öğrendik? Yardımlaşmak (zekât vermek) kadar, o parayı dürüstçe kazanmak da çok önemlidir. Hile ile kazanılan malın bereketi olmaz.